Aidiyet Arayışı, Topluluk ve Ciro
Topluluk, son yıllarda üzerine en çok konuşulan ama bir o kadar da anlam kayması yaşayan kavramlardan biri. Bloglar, videolar, kurumsal sunumlar... Her yerde "topluluk" lafını duyuyorum. Peki, neden hepimiz bir ekibe, bir gruba, en kötü bir takıma dahil olma ihtiyacı hissediyoruz? Neden konuştuğum birçok iş insanı bir topluluk kurmak istiyor da sadece birkaçı başarılı oluyor?
Bu bir moda değil. İnsan doğasının parçası. Sosyal varlıklarız. Bir arada olmak, doğrudan insanla temas etmek güven duygusunu güçlendiriyor. Tam da burada, topluluk kurmanın sadece "insan toplamak" olmadığını, yaşayan bir organizma inşa etmek olduğunu anlamak gerekiyor. Neyse ki insan gelişen bir varlık; toplulukları da geliştiriyor, en azından öyle olmalı!
Özellikle FLC (Fractional Leadership Community) gibi niş meslek toplulukları kurarken şunu fark ettik: Topluluk da toplum gibidir. Gelenler olur, gidenler olur; yanlış anlaşılmalar ve hedef farklılıkları yaşanır. Bu bir hata değil, organizmanın yaşadığının kanıtıdır.
Bu arada topluluk hakkında yazdığım “Topluluk Dedikleri” yazısını da okuyabilirsin. Eğer okumayı seviyorsan.
Peki, gerçek bir topluluğu ayakta tutan o "hakiki" unsurlar nedir? Yüksek lisans tezimden itibaren bu konuda düşünmeyi severim ve son yıllarda da bildiklerimi sorgulayarak paylaşmaya devam ediyorum:
Birliktelik Duygusu: "Yalnız Değilim" Demenin Farklı Bir Yolu
İnsanlar sadece aynı mekanı paylaşmak için bir araya gelmezler. Birliktelik duygusu, fikirlerin ve duyguların etkileşim içinde yaşanmasıdır. Ama burada kritik bir ayrım var: Bir stadyumda binlerce kişiyle aynı sloganı atmak topluluk olmak için yetmez.
Gerçek birliktelik; biricikliğimizi, yani kendine has duruşu kaybetmeden, başkalarından güç alabilmek ve onlarla birlikte dönüşebilmektir. O topluluk olmasa bile varlığımı fikri olarak sürdürmek, ona bağımlı olmamak ama aynı zamanda topluluktan beslenmek…
Kitle: Tek sesli, edilgen ve uyumludur. Bazen uyumsuz da olur ama kaybolur gider.
Topluluk ise çok sesli, etken ve tartışarak büyüyen bir yapıdır.
Fayda ve Amaç Birliği: Neden Buradayız?
İnsanlar markalar için değil, bir amaç için bir araya gelirler. Bu amaç bir mesleği yaymak, network edinmek, yardımlaşmak ya da sadece eğlenmek olabilir. Çerçeve ne kadar netse, topluluk o kadar sağlıklı büyür.
Bak mesela örneklere:
Komünite: Kadıköy’de bir mekan aslında, bence gitmelisin. İnsanların "komünite" olarak bir araya gelmesini teşvik eden bir yapıları var.
komunite.com.tr: Fatih ve Umut’a selam, internette ürün yapmak isteyenleri destekliyorlar, müthiş bir kitleleri var.
Sendromsuzlar: Bunu biz kurduk, Anisah Coffee desteğiyle bugün 7343 üyesi var. Amacım kahve kültürünü "sendromsuzluk" fikriyle yaymak, iyi hissettirmek ve yanında küçük hediyelerle yeni bir bakış açısı sunmak.
Genwise: 45 yaş üstü (aslında her yaş var) için bir rota oluşturma, kariyer değişiminde rehberlik alma topluluğu. Birlikte öğrenerek ilerliyorlar. Çok seviyorum hallerini, tarzlarını… İlk kuruldukları günden beri takipteyiz…
Bu yapılarda eğer üyeler topluluğa bir katkı sağlıyor ve karşılığında somut/soyut bir fayda alıyorsa, o yapı kalıcı oluyor. Hepsinde ortak nokta "fayda".
Güven Katsayısı: En Değerli Varlığımız
Dünyada güvenin yapaylaştığı, çıkar odaklı bir döneme girdik. Bir topluluk içinde en önemli varlık "Güven Katsayısı" olmalı. Ama nasıl ölçülür ki? İnsanlar birbirini rencide etmeden bu güveni test etmeli ve korumalıdır. Güveni oluşturmak zordur ama topluluğun nefes almasını sağlayan oksijen tam olarak budur.
Markalar için de durum aynı: "Seni aldatmam" demek yerine, bunu eylemlerle kanıtlamak zorundasın. İletişimde güven kolay, gerçekte çok daha zordur. Geçenlerde duyduğum bir kurucu ortak, başarı primlerini tamamen ekibe bırakıyor, kendisi pay almıyordu. Bu feragat, bin sayfalık sözleşmeden daha fazla güven inşa eder. Toplumu güven üzerine kurmak için bu tip toplulukların etkili olacağına inancım tam.
Bir Markalaşma Aracı Olarak Topluluk
Markalaşmak için topluluk oluşturmak, kısa vadeli bir satış taktiği değil, uzun vadeli bir kültür yatırımıdır. Dijital dünyada platformlar değişir, reklam maliyetleri artar. Ama bir topluluğun varsa, binlerce insanla doğrudan ve samimi bir bağın vardır. Bak dikkat et, sosyal medya takipçisi demiyorum!
Reklamla "ikna etme" dönemi kapandı. Reklamlar çok yapay, çok plastik. Artık hizmet kalitesi bile yetmiyor çünkü yapay zeka her şeyi standartlaştırıyor. Geriye kalan tek fark; hakiki, orijinal bir duygu oluşturabilmektir. Topluluk, markayı bir "ev sahibi", üyeleri ise o evin "sakinleri" yapar. Bu ev bir Airbnb de olabilir, kalıcı bir site de... Yeter ki toplu konut estetiğinde olmasın!
Sadede Gelelim
Kitleler genişleyebilir ama topluluklar derinleşir. Derinlik her zaman genişliği alt eder. Topluluğu bir "amaç" olarak görmeden; insanlara dokunarak onları değiştirebildiğin kadar "topluluk" olabilirsin. Bu bir gülümseme, bir sağlıklı alışkanlık ya da sadece bir farkındalık olabilir.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde, teknofeodalliğe (büyük platformların baskısına) takılmadan ilerlemenin yolu topluluklardan geçecek. Yeter ki "daha çok satmalıyım" basitliğinden çık. Doğru yaklaşırsan ciro zaten seni bulacaktır.
Bir topluluğun parçasıysan ya da girişimini topluluk tabanlı olarak kurmayı düşünüyorsan, tanışmak ve bu dönüşümü birlikte konuşmak isterim.