Umut En Sert Strateji Olabilir
Yaşadığın şehirden ülkeye, bölgeden dünyaya koşullar değişti. Alışkanlıklarımız da. Para harcama şeklimiz, bilgiye ulaşma hızımız, hatta içgörü çıkarma yöntemlerimiz bile başkalaştı. Akan Abdula bir yazısında bu "değişimin" bedelini ömrümüzle ödediğimizi söylüyor. Ne kadar doğru, değil mi?
Bir yere yerleşememe, kök salamama, sürekli bir "gitsem mi kalsam mı" hali... Mutsuzluk, umudu kaybetme ve durmadan şikayet etme döngüsünde yaşayıp gidiyoruz. Kazandığımız para eskisi gibi gelmiyor, müşteri bulmak dünden daha zor, tasarruf modundayız… Yaptığımız işin içeriği değişiyor, dönüşüyor. Daha kolay ve hızlı yolları arıyoruz.
İnsan kendine sormadan edemiyor: Hepsi sadece yorulmak ve bedel ödemek için mi? Hepsi boş bir gelecek için mi yapılıyor?
Bu sorularla hayatımızda "yuvarlanıp gidiyoruz" moduna geçmek en kolayı. Ama biz buraya sadece yuvarlanmaya gelmedik.
Peki, gerçekten umutlu olmak için ne yapmalıyız?
Cevabı süslü kitaplarda aramayalım, instagram özlü sözlerinde de... Cevap, stratejinin ta kendisinde. Bu belirsizlik endeksi tavan yapmış dünyada, insanlara sahte hayaller satmadan, gerçeğin çirkinliğini de halı altına süpürmeden umut etmek mümkün.
Stratejiyi Birlikte Kurmak
Umut, geleceğe güven duymaktır. Emek vermektir. Boşa kürek çekmek gibi hissediyorsak bu daha çok "depresif" bir ruh halini ifade eder; sıkılmayı, daralmayı ve çıkış ışığını görememeyi...
Bugün yaptığımız iş, ister bağımsız çalışan, danışan veya fraksiyonel olalım, olalım ister girişimci, aslında bir "fikir" işinden çok bir "güven" işindeyiz. Hack’lenecek şey güven. Fraksiyonel liderler, danışmanlar, hizmet veren şirketler... Hepimiz aslında karşı tarafa güven satıyoruz. Müşterisine nasıl bir tonda dokunacağını, ona nasıl "buradayım" hissini vereceğini kurguluyoruz. Kurgudan gerçekliğe geçmenin yollarını düşünüyoruz. Başka türlü o iş zaten başarısız oluyor.
Güven varsa iş birliği olasılığı artar. Marka ve iletişim anlamında da bu böyledir; güven varsa ticaret de devam eder.
Dolayısıyla insanlarla birlikte bir umut stratejisi kurmak mümkün. Benzer veya benzemez insanlarla bir araya gelebilme becerimize bağlı olarak umuda ulaşma yollarını artırabiliriz. Bu bir topluluk olabilir, bir grup iş arkadaşı olabilir, sadece iş konuşmadığımız, dertleşip saçmalayabildiğimiz bir WhatsApp grubu bile olabilir... Önemli olan "birlikte ne yapabiliriz"i konuşmaya alan açmak. Yoksa iş Şikayetvar’a dönüyor. Bir ağlama duvarına ihtiyacımız varsa onun da yeri ayrı; ama stratejinin yeri orası değil.
Yaşamı Algılama
Mesela trafik sıkışık, yol ilerlemiyor. Sürücü veya yolcu olarak konuya nasıl yaklaşıyorsun? Şikayet ediyor musun? Sinirleniyor musun? Yoksa o anı kabullenip, yanındakiyle sohbeti mi derinleştiriyorsun?
Yaşamı algılamamız, yaşama ve olana karşı tepki verme şeklimiz biraz da işleri bozuyor sanki. Dürtü stratejiyi yok eder. Hani herkesin bildiği kahvaltıdaki “kültür” dediğimiz aslında dürtü. Sosyal medyada linçlediğimiz konulara yaklaştığımız gibi hayata yaklaşıyorsak umut bulunamaz. O üretmeyi farklı düşünmeyi ortadan kaldıran şeye ancak kanser kültürü demeliyiz, onu dışlamalıyız. Suni "kriz"leri ilgiyle takip ediyor, bir daha umuda dair neler yapılabileceğini düşünmüyorsak; sadece anlık dopamin peşinde koşuyoruzdur ve hayatı kaçırıyoruzdur. Bu kadar basit.
Zorluk, umudu dışarıdan beklemekte. Daha pasif bir hal bu. Bir kahramanın, bir liderin, yeni bir teknolojinin veya piyasaların düzelmesinin bize umut vermesini bekliyoruz. Oysa dışarısı, o trafik sıkışıklığının ta kendisi. Gürültülü, kaotik ve kontrolümüz dışında. Sadece ne yapabileceğimize odaklanmak kalıyor geriye.
Sadede Gelelim: Umut Stratejisi - Umuda Strateji
Umut, "her şey güzel olacak" diyen pasif bir iyimserlik hali değildir. Umut, bir stratejidir. Umudun da bir matematiği olmalı. Bireysel ve ticari olarak da... Tıpkı bir markayı büyütürken yaptığımız gibi; veriler kötüyken bile potansiyele odaklanma, kriz anında bile çıkış yolunu planlama disiplini geliştirmeliyiz.
Makrodan Mikroya Geçiş: Dünyayı veya ekonomiyi bir günde düzeltemeyiz ama bugün yaptığımız işin kalitesini, yanımızdaki insanla kurduğumuz iletişimi düzeltebiliriz. Kontrol edebildiğimiz alana strateji kuracağız. Herkesin yaptığını yapmayacağız. Sadece şikayet, sadece zam, sadece uyanıklık yok!
Üretimi Terapiye Dönüştürmek: Şikayet etmek bedava dopamin, ama üretmek gerçek serotonindir. Bir şey inşa etmek lazım. Bu bir excel tablosu da olsa, bir blog yazısı da olsa, geleceğe uzatılmış bir daldır. Buna göre düşüneceğiz.
Güven Alanları: Madem işimiz "güven", o zaman çevremizde, ekibimizde ve ailemizde tahmin edilebilir, güvenli alanlar yaratacağız. Belirsizlik okyanusunda başkalarına (ve kendimize) sığınacak liman olmak, en büyük umut stratejisidir. Bazen en güvendiğimiz insanlar da bu alanlara giremeyebilir, bunun da farkında olmalıyız.
Çünkü umut, sonuç belirsiz olsa da doğru olanı yapmaya devam etme inatçılığıdır. Olumlu olan tek yaşam takıntısıdır. Yaşam güdüsüdür.
Stratejimizi bu inat üzerine kuralım. Ve bu strateji üzerine harekete geçelim, nasıl geçebiliyorsak…
Geçmekte zorlanıyorsanız, bana yazın, birlikte geçmenin yollarını düşünelim.
Çünkü eyleme geçmemiş umut, sadece boş bir hayalden ibarettir.